beyhudedir telaşen, son durağın benimdir ben ise yorgun
Hazan Mevsimi
Hazan Mevsimi
Sana canım dedikçe cânın canım oluyor,
Baktıkça gözlerine âsumanım oluyor,
Seni her gördüğüm an tüm zamanım oluyor,
Bazen gül, bazen lâle ve nârsın canım benim!..
Sevdiğimden beridir yıldızlar sana bakar,
Gücü yetse cümlesi pâyine doğru akar,
Âlemi sen zannedip ne varsa arzda yakar,
Sen ki yalnız gönlüme nigârsın canım benim!..
Sesinde çağıldıyor cennetin ırmakları,
Zülfündür aşk tahtının saltanat bayrakları,
Ellerin kalbimdeki mâverâ Burakları,
Mevsimlerin üstünde baharsın canım benim!..
Ayağın değse suya deryalar bayram eder,
Gözyaşım hasretinden kaç kristal câm eder,
Bir gamzen ömür boyu kendisine râm eder,
Tek hayranı olduğum nazarsın canım benim!..
Güle sordum; «Benzemek istediğin kim?» diye,
«Gül» dedi bâd-ı sabâ gönlüme hâkim diye,
Estikçe bâd-ı sabâ fark etmez iklim diye,
Her gülün ilk goncası gülzârsın canım benim!..
Kâfî’nin defterinde mısra-ı bercestesin,
Menbaı bilinmeyen ilâhî nefestesin,
Elest bezmi ervâhın işittiği sestesin,
Mahşerde istediğim dildârsın canım benim!
Yazar: KÂFÎ (Ekrem KAFTAN)
TaHa
Beslendiğimiz kaynakların zenginliğine göre anlam yükleriz hayata.
Her adımda yeni yeni tecrübeler ediniriz. Hayat denen yolculuğu adımlarken, önümüze türlü çeşit alternatifleri sunan hakim güç, insanoğlunun hayat denen sürgün yerinde yaşadığı mutlulukların ve sıkıntıların geçiciliğinden dem vurulur kutsal metinlerde.
Uzun bir yolculuğa benzetilir hayat. Belirli zaman aralıklarında uğradığı durakların varlığı, tali yolların albenili ihtişamı ve çeşitliğini de bir kenara büyük harflerle not etmiştir, hayat denen ağır tecrübe.
Hayat denen ağır tecrübeyi tek başına yaşamaz yaşayamaz mı insanoğlu. Elinden tutanı, yüzüne bakanı, sırtını okşayanı, gönlünü hoş edeni vardır mutlak. Yoksa çekilmez olur bu uzun yolculuk.
Yeri gelir küseriz, yeri gelir şiddetli kızgınlıklar yaşar, yeri gelir severiz. Yaşadığımız hal ne olursa olsun, ümit ve unutkanlıklarımız bizi canlı tutar bu hayatta.
Sıcak bir nefes arar insanoğlu. Yoldaş arar uzun yolun hediyesi. Ahretliktir bunun adı. Geçici hevese dayanmaz. Ölesiye bir nefes, kavurucu çöl rüzgârında yürek ferahlatan serap misali yaraya merhem, sadra şifa, bir nefes…
İnsan, an olur vicdanıyla baş başa kalır, gün olur ahretliğiyle. Hayatı sorgular. Yaşadığı, görüp geçirdiği ne varsa farklı anlamlarla çıkar karşısına. Kişioğlu beslendiği kaynaklar nispetinde etkilenir dünya denen sürgün yerinden. Kimine allı pullu, kimine zindan gelir bu hayat.
Hayatını inançlarıyla ihata etmiş, mana aleminde bir kısım dereceleri kat be kat geçmiş olanların hayata bakışları, hayatı okuyuş ve hissedişleri elbette bizimki gibi yüzeysel değildir.
Her dokunuş, her bakış, her seziş ve hissediş alemden aleme götürür insanı. Kimi yer yutarken önündeki engelleri, kimi yenilir ve yutulur çaresiz.
Dünyanın nimetinden tadarken sınırı aşmamalı insanoğlu. Asıl nimetin vazedilen ve vadeliden günün ‘(ahiret) )ertesinde “gerçek dost” diye ifade edilen “refik-i âlâ”nın huzurunda Cennet yamaçlarının eşsiz manzarasında tadılacağını bilir. Öyle ki; hak erenlerinin, ulu çınarların hayat serüvenleri ve dünyaya bıraktığı miras bu durumu anlatır da bize, birkaç güzel söz gibi gelir, uğramaz semtimize.
Dünyanın tüm nimetlerinin her birini keşfetmiş lakin Tekye ve tasavvuf geleneğinden beslenmiş olan Yunus Emre, dünyada her ne varsa gönlümüzü hoş eden, tüm bunları sevsek de, hoş gelse de nefsimize, asıl maksadın ve lezzetin öte alemde bizi beklediğini vaaz eder.
Gerçek murada varalım
Yârin hatırın soralım
Yunus Emre’yi alalım
Gel gidelim dosta gönül…
Dostumuzu, ahretliğimizi de ihmal etmeyelim amma, gerçek mutluluğun bu dünyada olmadığını da unutmayalım.
Yunus gönüllü İstanbul Hanımefendisi merhum Safiye Erol’un ‘Çölde biten rahmet ağacı’ adlı kitabından bir bölümle söze virgül koyalım:
“Dikkat edilirse cemiyetlerde olduğu kadar ferdi hayatlarda da daima bir yoldan şaşma, yolu bulma macerası vardır. Anne baba terbiyesi, hoca telkini, bir ermişin nazarı.
Yangınımızı söndürür, ayarımızı düzeltir.
Bizi omuzlarımızdan kavrar, adımımızı selamet yönüne çevirir…
Dünya serapları bizi efsunla kendine çektiği zamanlar, pınar başına dönüş yolunu kaybedecek kadar uzağa gitmeyelim.”
Hazan Mevsimi / 27.11.2011
Gündelik sevdalara geçmedi kaydımız; gün, delik deliktir içimizde yıllar yılı…
Dipnotumuz düşmüştür hayâta; çekilmez çok yanımız olsa da, yansız kalmadık zulüm terânelerine!..
Terennümlerimiz aşk olsun diye düştüysek yola ya da düşürüldüysek; şüphesiz bundandır, yüzümüz yere düştüğünde düşüşü yeryüzünün.